Image

DOĞUM ÖNCESİ
Hamile kadının doğumu yaklaştığı günlerde oturmaya giden yakınları veya komşuları, oturur, sohbet ederler, doğum belirtisi hissederlerse veya doğum olacağını anlarlarsa SANCISINI ALIP GİTMESİNLER, ÇOCUK KOLAY DOĞSUN diye, giderlerken doğum yapacak kadının evinde kasıtlı olarak mendil, baston gibi bir eşyalarını unutmuş gibi yaparak bırakırlardı. Doğum süresince doğum yapan kadının annesine haber verilmezdi. Anne bilirse DOĞUMUN ZOR OLACAĞINA inanılırdı. Doğumdan sonra gözün aydın diye haber verilir, müjde alınırdı.

DOĞUM VE DOĞUM SONRASI

Doğum için köyün şifacısı ve ebesi olan BABU’ya haber verilirdi. Doğum için gelen babu, DOĞUM KOLAY OLSUN diye içeri girerken ağzına dualarla su alır, doğum yapacak kadının göğsüne ağzındaki suyu damlatırdı. Evde yaşayan kayınvalide, görümce, elti gibi yakınlar da babuya yardımcı olurlardı. Çocuk doğduktan sonra babu göbek bağını düğümler, keser ve bebeğin karnının üzerine yerleştirip kundaklardı. Göbek bağı kuruyup düştükten sonra gül ağacının dibine gömülürdü. Babu çocuk doğduktan sonra teri kokmasın diye bebeği tuzlardı. DARTMA denen beze sarılır, kambur olmasın diye kundak ipiyle sıkıca bağlanırdı. Doğan bebek üç gün tuzlu olarak sarılırdı. Doğumdan sonra kundak dışında bebeğe üç gün içinde hiçbir şey giydirilmezdi. Kumaştan çocuk bezi dikilir ve çocuğun altı, günde iki kere açılıp temizlenirdi.

Bebeğin ilk kakası bezle beraber katlanır, odada kapı girişine doğru kilimin altına koyulurdu. NAZAR DEĞMESİN, AL BASMASIN DİYE kırk gün orada kalırdı. Çocuk kırklanınca alınır ve atılırdı. Bazı aileler bunu tuvalet duvarının üzerine koyardı. Doğumdan sonra odada yere yatak serilir, LİHONİ (lohusa) yatırılırdı. Oyalı kırmızı veya pembe bir çipa üçgen katlanır, bir altın ve iki tane kayısı çekirdeği içi iğneyle tutturulurdu. NAZAR DEĞMESİN diye hazırlanan bu sarik lohusanın alnına bağlanırdı. Yatağın köşesine, MTARYA denilen dokuma tezgâhı tarağı, elma ve soğan bağlanmış ROKA denilen kirmen koyulurdu. NAZAR DEĞMESİN, AL BASMASIN, ANNENİN SÜTÜ KESİLMESİN diye bunlar buradan kırk gün süreyle kaldırılmazdı. Doğumdan sonra bebeğin başına NAZAR DEĞMESİN diye bir altın ve iki tane kayısı çekirdeği içi tutturulmuş SARİK bağlanırdı. Başına bağlanan bu şeyler kırk gün sonra bir erkek çocuğuna verilirdi.

Doğumdan sonra lohusa kırk gün süreyle evden dışarıya çıkmazdı. SÜTÜ KESİLMESİN DİYE kırk gün ne el öper ne de el verirdi. Misafirler geldiğinde ve giderken vedalaşmazdı. Lohusayı ziyarete gidenler LANGİTİS (akıtma) yapar, bir tepsiye koyup, üzerine de kırmızı çipa örter götürürlerdi. Yakınları daha sonra, Mİ KOTA RİJ ÇURVAN (tavuklu pirinç çorbası), RİŞİDE (Yuvarlak nişasta tatlısı), VARİMENA LUKUMNA (tatlı kurabiye), ARMİRA LUKUMNA (tuzlu kurabiye) ve PUĞAÇA (tepsi ekmeği) yapar götürürlerdi.

ÜÇÜNCÜ GÜN BEBEĞİN YIKANMASI

Doğumdan sonra üçüncü günde sabah yemekler yapılarak babu ve akrabalar kahvaltıya çağrılırdı. Babu, çocuğa DRİMEL denilen yakasız bir gömlek hazırlardı. Yaka olacak yeri yüzüğe geçirir, yakar ve bir süre sonra söndürürdü. Babu, yanan yerin siyahını alır kaşı, bıyığı güzel ve siyah olsun diye bebek erkekse bıyık gibi üst dudağının üzerine, kız ise kaşlarına sürerdi. Alnına da parmağıyla nokta yapardı. Babu yaktığı yerden yakayı yırtarken, bebek güler yüzlü ve neşeli olsun diye, orada bulunanlar alkışlar ve gülerlerdi. Kalabalık bir ortamda yüksek sesle gülenler olduğu zaman aynı ortamda bulunan büyükler “NE OLUYOR DRİMEL Mİ YIRTIYORSUNUZ” diye takılırlardı. Bebek, içerisine altın, gül yaprağı ve lavanta koyulmuş suda yıkanırdı. Bu su, bebek yıkandıktan sonra gül ağacının dibine dökülürdü. Babu bebeği yıkadıktan sonra DRİMEL bebeğe giydirilirdi. Kundak içine çocuk üşümesin diye alınan pamuk ve onun üzerine de muşamba ile alt bezi serilirdi. Babu bebeği bunlara ve kundağa sarar, eski bezleri pamukla birleştirerek ip şeklinde yapılan kundak bağı ile bağlardı. Nazar olmasın, bütün pislikler yüzüğe gitsin, bebeğe gitmesin diye drimel yapılırken kullanılan yüzük kundağa bağlanır ve kırk gün kundakta kalırdı. Üç gün tuzlu sarılan bebek yıkandıktan sonra rahatlar, çok güzel uyurdu.

İSİM VERME TÖRENİ

Doğumdan sonra bir hafta içerisinde bebeğe isim verme töreni yapılırdı. O gün yemekler yapılarak yakın akrabalar davet edilirdi ve bu toplantıya BUĞANİKA denirdi. Akşam yemekten sonra bir aile büyüğü altı temizlenip kundaklanan bebeği kucağına alır, tekbir getirir, ezan okur ve üç kez ismini bebeğin kulağına fısıldardı. Böylece bebeğin adı koyulmuş olurdu. Törene katılanlar bebeğe ad hediyesi olarak para verirdi.

KIRK UÇURMA KUTLAMASI

Doğumdan kırk gün sonra yine yemekler hazırlanarak babu ve akrabalar davet edilirdi. Babu, bir yumurta kırıp yumurtanın akını bir kaba koyardı. Üzerine kırdığı yumurta kabuğu ile sayarak kırk yumurta kabuğu dolusu su koyar, karıştırırdı. Bebeği, içinde altın ve yeşillikler olan su içinde yıkadıktan sonra orada bulunanlar hep beraber kırktan aşağı doğru saymaya başlarlar, bir deyince babu yumurtalı suyu bebeğin üzerine dökerdi. Bu ritüel, bebek dik dursun diye yapılırdı. Babu, giydirip, kundakladığı bebeğin başına sarik bağlardı.

Bebek yıkandıktan sonra suya atılan altın alınır, bebeğin kısmeti bol olsun diye su dışarı çıkarılıp yolun sağına soluna serpilerek dökülürdü.

Daha sonraları, yumurta akı kullanma bırakıldı. Kırk adet küçük taş bulunan bir kaba, sayarak kırk yumurta kabuğunun alabileceği miktarda su eklenirdi. Bebeği yıkadıktan sonra bu su bebeğin üzerine dökülerek kırk uçurma yapılırdı. Anne de yıkandıktan sonra aynı şekilde hazırlanan suyu en son başından aşağıya dökerdi.

Yıkanıp kundaklanan bebek, çabuk yürüsün diye kalbur veya yastık üzerine koyulup, kapıya kadar sürüklenirdi.

O gün bebek kız ise nereye götürülürse kısmeti açılırmış, erkek ise nereye götürülürse uzun yaşarmış denirdi.

Aynı gün bebek anneannesine götürülürdü. Anneanne, bebek kız ise kumaş, erkek ise yaşlı olana, dede olana kadar yaşasın diye beyaz yün hediye verirdi. Ayrıca kızının sütü bol olsun diye soğan, ekmek, peynir, yumurta ve haşmişa verirdi.

Ertesi gün bebek yine yıkanırdı.

Bebek kırk günlük olduktan sonra yakın akrabaların evine gezmeye götürülürdü. Gidilen her evden anneye süt olsun diye soğan, ekmek, peynir ve yumurta, bebek uzun ömürlü olsun diye bebeğe yün verilirdi.

BEBEK İLK DİŞ KUTLAMASI

Bebeğin dişi çıktığında, dişi ilk kim görürse çocuğa giysi hediye alırdı. Bebeğin annesi de dişi ilk görene giysi hediye ederdi. Bebek diş çıkarınca buğday kaynatılır, tatlı yapılırdı. Bir tabak buğday ve tatlı evlere dağıtılır, akrabalar da o tabağa hediye koyar geri getirirlerdi.

SAÇ KESME TÖRENİ

Bebek bir yaşına gelince, akrabalar ve yakınlar toplanır, amcası, dayısı veya bir yakını bebeğin saçını ucundan biraz keserdi. Saç kesilince bebeğin üzerine şeker atılırdı. Misafirler şarkılar söyler oynarlardı. Bebeğin saçını kesene havlu, çamaşır, kumaş gibi hediyeler verilirdi. Bebeğin annesi, kesilen ilk saçtan biraz alır, çeyiz sandığında saklardı. Bebek babası da KAÇ SAÇ TELİ VARSA O KADAR PARA KAZANSIN DİYE kesilen saçlardan biraz alır cüzdanına koyardı.

SÜNNET TÖRENİ

Sünnetten bir gün önce, güzel giydirilen sünnet olacak çocuk, çocuklarla birlikte akraba, komşu ve yakınlarına giderek, yarın sünnetim var diye davet ederdi. Çocuğa para verilirdi. Sünnet günü yemekler hazırlanır, gelen davetlilere yemek yedirilirdi. Hep birlikte eğlenilirdi. Sünnet olacak çocuğu kirve sıkıca tutardı. Çocuğun karşısında, yanında olanlar onu oyalarken ağzına lokum verilirdi, o sırada sünnetçi sünneti yapardı. Çocuğu oyalamak için, sünnet olduktan sonra çocuğa para ve hediye verilirdi. Sünnet evine gelenler TURTA, VARİMENA LUKUMNA (tatlı kurabiye), kumaş, havlu, çamaşır, çorap mendil gibi hediyeler getirirdi.

ASKERE GİTME

Askere gidecek gencin evinde yemekler yapılır, baklavalar açılır, akrabalar yakınlar davet edilirdi. Gelen yakınlar TURTA, havlu, çamaşır getirirler, para verirlerdi. Yapılan turtanın ortasına, demir gibi sağlam olsun, sağlıklı gitsin sağlıklı dönsün diye (çok güzel yıkanmış) bozuk para koyulurdu. Asker annesi iki turta yapardı. Birisini yolda yemesi için oğlunun yanına verirdi. Diğerini de oğlunun en son giydiği giysilerle beraber saklardı. Anne bu giysileri yıkamaz, oğlu aklına geldikçe, özledikçe onları koklardı.

KAYNAK: Zihni Güçer ve Yalçın Güçer, Suyun Öte Yanından Miras Gelenekler (İzmir: Sidas Yayınları, 2024).