Image


Geleneksel Kutlamalar


ARALIK AYINDA YAPILAN KUTLAMA

(ANDRAS – ARALIK AYI)


Bu gelenek, bolluk bereket olsun diye yapılırdı. Kasım ayının son gecesi her evde buğday ve mısır kaynatılırdı. Kaynatılan buğday ve mısırdan birer avuç, dama, ambarın köşesine, kuşlar yesin diye avluya, evdeki hayvanların yalaklarına atılırdı. Kalanı da yenir, komşu ve akrabalara dağıtılırdı.


OCAK AYINDA YAPILAN KUTLAMA

(ENÇİ ARKUDA – AYI DOĞURDU)


Bu gelenek, koyunlar doğursun, bereket olsun diye yapılırdı. Tava büyüklüğünde LANGİTİS (akıtma)lar yapılırdı. Bir tepsiye bir sıra langitis yerleştirilir, üzerine havanda dövülmüş ceviz serpilir, cevizin üzerine sulandırılmış pekmez dökülür, üzerine bir sıra daha langitis koyulurdu. İkinci tepsi ise tuzlu yapılırdı. Tepsiye bir sıra langitis yerleştirilir, üzerine peynir koyulur, üzerine bir sıra daha langitis koyulurdu. Dilim dilim kesilerek, tepsilere dizilir, ikram edilirdi.


MART AYI KUTLAMASI (MARTİTİ)


MARTİTİ Mart ayının birinde yapılırdı. Mart ayı uzun ve çetin olurdu. Mart ayında evlerde her şey biterdi, samanlıklar, kilerler boşalırdı, yakacak kalmazdı. Mart ayı, soğuk olmasın, hazırlanan süpürgeye yapışsın, çabuk çıksın diye bu etkinlik, yapılırdı. Şubat ayının son gecesi kız çocuklarının, yüzük gibi parmağına, bilezik gibi bileğine, uzun ve güzel olsun diye saçlarına kırmızı-beyaz ip bağlanırdı. Boynuna da evlendiğinde damat altın taksın diye kırmızı-beyaz ipe geçirilmiş delikli para takılırdı. Erkek çocukları tökezleyip düşmesin diye ayak başparmağına bağlanırdı. Bağlanan ipler on beş gün bağlanan yerde kalır, sonra çıkarılıp gül dalına bağlanırdı.

Koyunlara ve sütün sağılacağı kaba, siyah-beyaz yün, sarımsak ve FUTURU otu bağlanırdı. MATKA’ya (yayık), siyah-beyaz yün, sarımsak, FUTURU otu ve mor koyunyünü bağlanırdı. Martiti süpürgesi yünlerle, kumaş parçaları ve boncuklarla süslenirdi. Hazırlanan süpürge yatay bir çıtaya bağlanır ve çocuklara dolaştırmaları için verilirdi.

Çocuklar toplanır, çıtanın uçlarından tutup süpürgeyi taşırken, "MART, MART, MARTİTİ, Kİ PİŞULE Tİ DİNATE, DOŞTİ TU MARTİ TİPUTA, YA NAVĞİ AĞLUĞİRA" (Mart uzun ve çetin, Mart’a bir şeyler verin ki çabuk çıksın) şarkısını söyleyerek kapı kapı bütün köyü dolaşırlardı. Gezen çocuklara, evlerden un, yağ, pekmez gibi şeyler verilirdi. Toplanan malzemeden tuzlu ve pekmezli kurabiyeler yapılır, çocuklara yedirilirdi. Bolluk olsun, Mart çabuk çıksın diye 1 Mart günü evlerde dokuz çeşit şey; peynir, ceviz, zeytin, ekmek, pekmez, yoğurt, yumurta, böcek ısırmasın diye KAYĞANU (pekmezli yumurta), yılan sokmasın diye sarımsaklı ALİVRA (un aşı) veya SKURDAR (sarımsak kavurması) yenirdi.


HELVA ETKİNLİĞİ


İlk helva 1890 yılında Mart ayının son haftasına denk gelen Cuma günü yapılmıştır. O dönemde bir salgın hastalıktan ölümler yaşanmaktadır. Bu ölümler son bulsun diye helva yapılmıştır.

Rivayete göre köye gelen yabancı birisi namaz kılmak için gittiği köy camisinde cemaatin az olduğunu görmüş, bunun köydeki salgından dolayı olduğunu öğrenince, herkesin malzeme katkısıyla helva yapmalarını ve yemelerini söylemiş. Evlerden toplanan TİRMİNİŞU (en ince bulgur), yağ, şeker ve pekmez ile şifa olsun diye helva (TİRMİNİŞU HALVAN – en ince bulgur helvası) yapılmış.

Her yıl, aynı tarihten bir gün önce, köyde kapı kapı dolaşılır, her evden helva yapımı için malzeme toplanırdı. Toplanan malzemeyle Cuma günü kazanlarda helva yapılırdı.

Helvanın yapıldığı yerde aileler grup grup toplanır, cemaat Cuma namazından çıktıktan sonra dualar okunur ve yapılan helva, sülale ismi ile çağırılarak ailenin getirdiği kaplara kepçe ile dağıtılırdı. Önceleri helvaya sadece erkekler giderdi.

Yeşilburç köyünde uzunca bir süre gerçekleştirilmeyen bu gelenek Yeşilburç iskanlı 3. kuşak mübadil Zihni Güçer’in yıllarca verdiği kişisel emek ve destek ile tekrar hayata geçirilmiş ve daha sonraki yıllarda güzel köyümüzün sakinlerince sahiplenilip tekrarlanarak hastalara şifa, dertlilere deva, bolluk, bereket, birlik ve beraberlik getirmesi dilekleri ile günümüze kadar yapılmıştır. Bundan sonra da yapılmaya devam edilecektir.


ŞİRYANA (HIDIRELLEZ) KUTLAMASI


Her yıl üç ŞİRYANA (hıdırellez) kutlaması yapılırdı. Birinci kutlama 6 Mayıs’ta yapılırdı. Bu şiryanaya AYOR denirdi. İkinci kutlama 14 Mayıs’ta yapılırdı. Bu şiryanaya MAYS denirdi. Üçüncü kutlama 4 Haziran’da yapılırdı. Bu şiryanaya AHİL denirdi.

Şiryananın kutlanacağı günden bir gün önce akşam, bereket olsun, koyunların sütü bol olsun diye, koyun-kuzusu olanlar MATKA (yayık)a su doldurup içine yeşillikler atar, siyah-beyaz yünle çevrili para koyardı. Şiryana sabahı ezan okunurken kalkılır, yüz yıkanırken 3 avuç su arkaya doğru atılırdı. Evlerde su olmadığı için sokak çeşmelerinden sular getirilir, sokak kapısının önü, avlu sulanıp süpürülür, bahçeden yeşillikler toplanır, dış kapılar yeşilliklerle süslenirdi. Uyanmayan komşuların kapıları çalınır, sokak kapısına yeşillik asılır ve kaçılırdı. Kapısına daha önce yeşillik asılmasın, tembel demesinler diye herkes o sabah komşulardan önce kalkmaya çalışırdı.

İşler bitince ocağa su koyulur, ısıtılırdı; suya çiçekler, yeşillikler, sağlıklı olsun diye ceviz yaprağı, güzel koksun diye gül yaprağı koyulurdu. Önce çocuklardan başlanır, evde bulunan herkes bu suyla yıkanırdı.

Tarlalara, ekinlere nazar olmasın diye şiryana sabahı, ahırdan biraz tezek alınır, kilerde buğday ve un koyulan ahşap ambarın bir kenarına tezekle küçük bir yuvarlak çizilir, ortasına da damga (nokta) koyulurdu. Akşama evde yemek hazır olsun diye sabahtan yemekler pişirilirdi. Öğleden sonra kadınlar hazırlanır, çipalar takar, çocuklarla birlikte şiryananın yapılacağı yere gider, akşama kadar eğlenirdi.

6 Mayıs’ta kutlanan birinci şiryanada RUFTEYNU (nohut ekmeği), ŞİRYANİŞA LUKUMNA (hıdırellez kurabiyesi), FUSKİŞİ PİTA (peynirli börek) veya KULİRYAŞTİ (kol böreği) yapılır, yumurtalar kaynatılırdı. Yumurtalar; kırmızı olsun diye soğan kabuğuyla, sarı olsun diye samanla, şekilli olması için yumurtaya yün bağlanarak kaynatılırdı. Ceviz, kuru dut, kuru kayısı vb. alınırdı. Hazırlanan yiyecekler torbalara toplanırdı.

Kutlama yapılacak yere gidilir, şarkılar söylenir, oyunlar oynanır, ikindiye doğru akrabalar grup grup toplanır, götürülen yiyecekler yenirdi. Çocuklar yumurtaları birbirine vurarak kırmaya çalışır, eğlenirlerdi. Nişanlı bir kız varsa, kutlamadan sonra onun evine gidip oyunlar oynanır, eğlenilirdi. İsteyenler, bahçelere gider eğlenirdi. Kutlama akşama kadar sürerdi.

Kızlar iki grup oluşturur, iki grup da kendi arkadaşlarıyla yan yana dizilirler, aralarında 6-7 adım mesafede karşılıklı dururlardı. Önce gruplardan birisi diğerine doğru yürürken şarkı söyler, sonra ikinci grup diğerine doğru yürürken cevap olarak şarkı söyler, atışır, eğlenirlerdi. O gün kadınlar eğlenirken, evlenmeyi düşünen delikanlılar duvar arkasından gizlice kızları izler, daha sonra beğendikleri kızı araştırırlardı.

İkinci şiryana 14 Mayıs'ta yapılır, aynı şeyler hazırlanır, yenir, eğlenilirdi.

Üçüncü şiryana 4 Haziran’da yapılırdı. Aynı hazırlıklar yapılır, sadece yumurta kaynatılmazdı. Rivayete göre, şiryana hazırlığı yaparken çocuğun birisi annesine sevinçle "yumurta kaynatacak mısın?" diye sormuş. Evde yumurta olmadığı için annesi çocuğa "bu şiryanada yumurta yiyenlerin kulağı sağır olurmuş, onun için kaynatamam" demiş. Bunu öğrenen diğer kadınlar da anneye destek olmak için yumurta kaynatmamışlar. Sağır olunmasın diye yumurta kaynatılmaz denilmiş ve bu uygulama böyle devam etmiş.

PİRPİRUNA (YAĞMUR DUASI)

Kuraklık olduğu, yağış olmadığı zaman, Nisan
sonu-Mayıs başı gibi yapılırdı.
Sabah 8-12 yaş arası çocuklar toplanır, bir kız
çocuğunun üzerine birkaç dal KUFİTİLA
(mürver ağacı) ve yeşillikler takılırdı. Başının
üzerine de kalbur tutulur, PİRPİRUNA şarkısı
söylenerek ev ev dolaşılırdı.

yağmur yağsın, Bir yağmur yağsın güneş batana kadar, Buğdaylar olsun diye, Ve nenenin arpaları.

Evlerden çıkanlar yeşilliklerle süslenen çocuğa elleriyle su serperlerdi, o da sallanarak silkelenirdi. Evlerden un, yumurta, ekmek gibi şeyler verirlerdi. Bütün köy dolaşıldıktan sonra toplanan malzemeyle yiyecek bir şeyler yapılıp yenirdi.


LAKARDİ (AKŞAM EV GEZMESİ)


Akşam yemeğinden sonra komşular, akrabalar birbirlerine ev gezmesine giderlerdi. Sabah erken kalkıldığı için lakardiye erken gidilir, erken kalkılırdı. Salonun bir bölümünde erkekler, bir bölümünde kadınlar bir arada oturur sohbet ederlerdi. Çocuklar da bir yerde oturur kendi aralarında sessizce eğlenirlerdi.

Ceviz, elma, armut, meyve kuruları, kahve, sac kapamada kabuklu pişirilmiş patates, kaynamış mısır ve patlatılmış mısır ikram edilir, gramofon çalıp eğlenilirdi. Masal anlatılır, yüzük saklama oyunu ve kulaktan kulağa oynanırdı.

Lakardiye önceden haber verilmeden gidilirdi. Ev sahipleri evde yoksa, kapı önünde bulunan ayakkabı, terlik, süpürge gibi eşyaların yeri değiştirilerek veya sokak kapısına yeşillik, dal vb. takılarak işaretler bırakılırdı. Ev sahipleri eve döndüğünde misafir geldiğini anlar ve "acaba kim geldi?" diye merak ederlerdi. Daha sonra görüşüldüğünde, "şu gün size geldik evde bulamadık, şu işareti bıraktık" diyerek ev sahibi meraktan kurtarılırdı.